Özel Boşanma Sebepleri Arasındaki Farkı İzah Eder Nitelikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı-3

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

Esas No :2018 / 456

Karar No :2021 / 1511

Karar Tarihi :30.11.2021

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 10. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar tarafların temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 10.12.2010 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 22.01.2002 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, davacının Niğde Üniversitesi’nde görevli olarak yüksek lisans ve doktora eğitimine devam ettiğini, davalının ise işi nedeni ile Niğde’ye gelmek istemediğini, ortak konutun Ankara’da bulunduğunu, davalı tarafından müvekkili aleyhine 02.10.2009 tarihinde şiddetli geçimsizliğe dayalı Ankara 7. Aile Mahkemesinin 2009/1326 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, davanın hâlen derdest olduğunu, davalının bu süre içerisinde müvekkiline hakaret ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, müvekkili yararına 60.000TL maddi, 60.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini istemiş ve 22.06.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile de; davalının evlilik birliği devam ederken bir başka erkeği sürekli şekilde evine aldığını ileri sürerek davalının haysiyetsiz hayat sürmesi nedeni ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’îlerine yönelik taleplerini tekrar etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili 02.02.2011 tarihli cevap dilekçesinde; iddiaların tümünü inkârla, tarafların Ankara 7. Aile Mahkemesinin 2009/1326 E., ve 2010/1751 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, davanın taraflarının ve dava konusunun aynı olması nedeni ile derdestlik itirazının bulunduğunu, boşanma nedeni ile davacının talep ettiği tazminatlar yönünden asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, müvekkili aleyhine ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını, sonuçlanan boşanma davasına göre davacının eşine ve çocuğuna karşı sevgisiz, ilgisiz, baskıcı, aşırı kıskanç davrandığını, eşinin ailesini evden kovduğunu, hakaret ve küfür ettiğini, davalının annesine müessir fiilde bulunması nedeniyle ceza aldığını ileri sürerek davanın reddine, çocuk yararına 1.000TL tedbir- iştirak nafakası ile müvekkili yararına 100.000TL maddi, 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

6. Ankara 10. Aile Mahkemesinin 04.11.2013 tarihli ve 2010/1725 E., 2013/1451 K. sayılı kararı ile; göreve yönelik itirazın reddine karar verildikten sonra yapılan yargılama sonucunda, erkek eş tarafından eldeki davanın açıldığı tarihte kadın eş tarafından açılan boşanma davasının derdest olduğu ve davaların birleştirilmediği, Ankara 7. Aile Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 28.12.2010 tarihinde tarafların boşanmalarına karar verildiği, kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.04.2012 tarihli ve 2012/6018 E., 2012/9213 K. sayılı karar düzeltme talebinin reddi üzerine kesinleştiği, kesinleşen karara göre eşler arasındaki geçimsizliğin ailelerin rızasını almadan evlenmiş olmalarından kaynaklandığı, aileler arasındaki gerginliğin evlilik hayatını olumsuz etkilediği, erkeğin eşine hakaret ve küfür ettiği, evi ve çocuğuyla ilgilenmediği, şiddet uyguladığı, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu gerekçesi ile boşanmaya karar verildiği, eldeki dosya kapsamına göre ise kadın eşin boşanma kararı kesinleşmeden Ümit isimli şahsı dikkat çekecek sıklık ve saatlerde müşterek konuta aldığı, her ne kadar karşılıklı açılan boşanma davalarının birleştirilmesine karar verilmemiş ise de, birleştirme kararı verilmesi hâlinde her iki tarafın delillerinin birlikte değerlendirilerek kusur durumlarının belirlenmesi gerektiğinden kadın eşin evlilik birliği devam ederken gerçekleştirdiği güven sarsıcı davranışı karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu, kesinleşen boşanma kararı nedeni ile boşanma ve velâyet hususu hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ancak tarafların eldeki bu davaya göre eşit kusurlu oldukları gerekçesi ile kesinleşen dosyada kadın eş yararına hükmedilen 7.000TL maddi ve 3.000TL manevi tazminat miktarıyla aynı oranda davacı erkek yararına 7.000TL maddi ve 3.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.

8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.06.2014 tarihli ve 2014/2874 E., 2014/13657 K. sayılı kararı ile;

“…1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kocanın temyiz itirazları yersizdir.

2-Davalı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Mahkemece; sadakatsiz davranışta bulunduğu iddia olunan davalı kadın kusurlu kabul edilerek davacı koca yararına maddi, manevi tazminata hükmedilmiş ise de; toplanan delillerden; kadının, temyize konu davadan önce 02.10.2009 tarihinde Ankara 7. Aile Mahkemesinde açtığı boşanma davasının,’kocanın daha ağır kusurlu olması nedeniyle kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verildiği, kararın 24.09.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu halde, boşanmaya sebep olan olay, kadının sadakate aykırı davranışı olmayıp, kesinleşen boşanma kararında kabul edilen, kocanın eşine fiziksel şiddet uygulaması, hakaret etmesi ve birlik görevlerini yerine getirmemesi olayıdır. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanmaya sebep olan olaylarda koca ağır kusurludur. Hal böyleyken kadının kusurlu bulunup, koca yararına maddi ve manevi tazminata (TMK.md.l74/l- 2) hükmedilmesi doğru görülmemiştir,….” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Ankara 10. Aile Mahkemesinin 02.03.2015 tarihli ve 2015/33 E., 2015/284 K. sayılı kararı ile; her ne kadar bozma ilamında kesinleşen karara göre erkek eşin ağır kusurlu davranışları nedeni ile tarafların boşanmalarına karar verildiği, kadının sadakate aykırı davranışının boşanmaya sebep olmadığı, dolayısıyla erkek yararına tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığı gerekçesine yer verilmiş ise de, direnme öncesi verilen kararda kesinleşen boşanma davasındaki kusur oranının tartışılmadığı, karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının delillerin birlikte değerlendirilmesi amacıyla HMK’nın 166. maddesine göre birleştirilmesi gerektiği, birleştirme kararı verilmemiş olmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulaması uyarınca tarafların sadakat yükümlülüğünün evlilik birliği sona erinceye kadar devam edeceği, dolayısıyla kadın eşin evlilik birliği devam ederken gerçekleştirdiği sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışının kusur olduğu, eğer ki davaların birleştirilerek görülmesine kararı verilmiş olsaydı Ankara 7. Aile Mahkemesince kadın eşin bu kusurlu davranışı da gözetilerek tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi sonucunda her iki tarafın da tazminat taleplerinin reddine karar verileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı yasal süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların boşanmalarına dair kesinleşen kararda, boşanmaya sebep olan olay olarak tespit edilmeyen ancak tarafların boşanmanın kesinleşmesine kadar evlilik birliğinin sürüyor olması nedeniyle devam eden yükümlülüklerini ihlal eden kusurlu davranışları nedeniyle TMK’nın 174. maddesi kapsamında maddi- manevi tazminat ödemekle sorumlu tutulup tutulamayacakları noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

A- Davacı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;

12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, mahkemece direnme kararı öncesinde verilen kararın taraflarca temyiz edildiği, Özel Dairece davacı erkek vekilinin temyiz itirazları reddedilerek bozma kararı verildiği, direnme kararının ise yeniden taraf vekilleri tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, direnme öncesi verilen kararı temyiz eden ve temyiz itirazları reddedilen davacı vekilinin direnme kararını temyizinde hukukî yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.

13. Bilindiği üzere hukukî yarar, dava şartı olduğundan temyiz incelemesi yapılabilmesi için de gerekli bir şarttır.

14. Mahkeme kararını temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukukî yararı bulunmamaktadır.

15. O hâlde davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.

B- Davalı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;

16. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.

17. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. Maddesinin 1 ve 2. fıkraları;

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.

18. Boşanma kararı, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup; kararın kesinleşmesi ile birlikte evlilik birliği ve birliğin gereği olan haklar ve sorumluluklar sona erer. Boşanma kararı eşler üzerinde kişisel sonuçlar (vatandaşlık, erginlik, kayın hısımlığı ve kadın eş yönünden soyadı) doğurduğu gibi, malî sonuçlar da doğurur. Boşanma kararının eşlerle ilgili malî sonuçları 4721 sayılı Kanun’la; maddi tazminat (TMK m. 174/1), manevi tazminat (TMK m. 174/2) yoksulluk nafakası (TMK m. 175), ölüme bağlı tasarrufların hükümsüz kalması (TMK m.181) ve mal rejiminin tasfiyesi (TMK m. 202-281) olarak düzenleme altına alınmıştır.

19. Boşanma nedeniyle hükmedilecek maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında TMK’nın 174. Maddesi “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmünü taşımaktadır.

20. Eldeki davada taraflar Ankara 7. Aile Mahkemesinin 28.12.2010 tarihli ve 2009/1326 E., 2010/1751 K. Sayılı kararının, 24.09.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Dolayısıyla mahkemece yapılan yargılamada davacı erkek eşin boşanma talebi hakkında isabetli şekilde “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir. Ne var ki bu aşamadan sonra, davacının boşanmanın TMK’nın 174. maddesi uyarınca ileri sürmüş olduğu maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında “kadın eş yararına Ankara 7. Aile Mahkemesince hükmedilen tazminatlar” dikkate alınarak dosyaların birleştirilmiş olması hâlinde tarafların eşit kusurlu olacakları gerekçesiyle, erkek eş yararına da aynı oranda 7.000TL maddi, 3.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği görülmektedir.

21. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca eşit kusurlu eşler yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilemeyeceği kuşkusuz olmakla birlikte diğer yandan temeli aynı hukukî ilişkiye dayalı davalarda kesinleşmiş olan ilk kararın, ikinci davaya kesin delil teşkil edip etmeyeceği hususunun da açıklanması gerekmektedir.

22. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1). Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.12.2014 tarihli ve 2014/17- 1656 E., 2014/1099 K. sayılı kararında yaptığı tartışmada “…Bu bağlamda kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hâkimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar, senet, yemin ve kesin hükümdür,…” şeklindeki gerekçeyle kesin delille ispatlanan olguların hukuksal olarak doğru kabul edilmesi gerektiği açıklanmıştır.

23. Kesin hüküm adli gerçeği ifade eder. Kesin hükümle amaçlanan ise; aynı kişiler arasında, aynı dava konusu uyuşmazlık hakkında mahkemelerin sınırsız şekilde meşgul edilmesini engellemektir. Bu şekilde hem kişiler, hem de devlet için hukukî güvenlik sağlanmaktadır.

24. HMK’nın 303. maddesindeki; “1- Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 2- Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder,…” hükmü ile şekli anlamda kesinlik, maddi anlamda kesinliğin ön şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin devamında ise; bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesini, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve son olarak dava konularının aynı olması şeklinde belirlenen üç şarta bağlamıştır. Kesin hüküm, öncelikle hükmü veren mahkeme de dâhil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Bir hüküm maddi anlamda kesinleştikten ve hangi tarafın ne yönde haklı olduğu tespiti yapıldıktan sonra artık tüm mahkemeler, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak, aynı dava konusu hakkında verilmiş bulunan kesin hüküm ile bağlıdırlar. Bunun sonucunda; aynı dava yeniden incelenemeyeceği (kesin hüküm itirazı) gibi, aynı konuya ilişkin yeni dava, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdır (kesin delil).

25. Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2013 tarihli ve 2013/20- 300 E., 2013/1629 K.; 24.12.2014 tarihli ve 2014/17- 1656 E., 2014/1099 K.; 04.11.2020 tarihli ve 2017/2- 2291 E., 2020/845 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

26. Kesin hükmün kesin delil teşkil etmesi ise; yine başka bir olayda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2010 tarihli ve 2010/19- 287 E., 2010/305 K. sayılı kararında tartışılmış ve anılan kararda “…Taraf ve maddi sebep birliği olan ilk davadaki, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı yönündeki tespit kısmı, sonraki davada kesin delil oluşturur. Bu tespit, maddi olay bakımından kesinleşmiş olur. Bu hususun bir daha incelenmesi HUMK’nın 237. madde hükmü karşısında olanaklı değildir (Aynı yönde Prof Dr. Baki Kuru age. c. V, s. 5067 vd; YHGK 19.06.2002 gün ve 2002/2- 484 E., 2002/544 K. sayılı ilamı)… Artık kesinleşen kararın içerisine girilerek; aynı hususlar yeni açılan bir davada yeniden tartışma konusu yapılamaz…” şeklinde gerekçeye yer verilmiştir. Buna göre; aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı konuya ilişkin yapılan yargılamada kesin hükme bağlanmış olan vakıa (HMK m.303/2), görülmekte olan diğer bir ikinci davada ileri sürülen aynı iddia veya savunma yönünden kesin delil teşkil edecektir.

27. Türk Hukukunda kusurlu olup olmama durumu boşanma kararı yanında boşanmanın malî sonuçları yönünden de önem taşımaktadır. Hâkim, evlenmeden önce olan ya da boşanmaya sebep olmayan olayları boşanma nedenine ölçü olarak alamaz. İşte bu sebeple; eşlerin kusurlu davranışlarının boşanmaya sebep olup olmadığı yönünde yapılacak araştırmanın, boşanmaya sebep olduğu iddia edilen vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediği hususunu inceledikten sonra tarafların boşanmalarına karar verilmesinin gerekip gerekmediğine hükmeden mahkeme tarafından yapılmış olması gerekliliği hususu kuşkusuzdur. Zira taraflar yönünden boşanma kararını veren hâkim; o evliliğe münhasır, tarafların boşanmaya sebep olan kusurlu davranışlarını belirlemiş ve boşanma kararı vermiştir. Tartışmasız olduğu üzere, taraflar yönünden boşanmaya sebep olan olay veya olaylar artık belirlenmiştir. Boşanma kararının verildiği hükmün kesinleşmesi itibariyle, artık o evlilik nedeniyle doğmuş veya doğacak olan tüm davalar boşanma kararının verildiği mahkeme kararında yer alan kusur belirlemesi ile bağlıdır ve bu durumun doğal sonucu olarak yapılan kusur belirlemesi, başka bir mahkemenin kararında tartışılamayacağı gibi yeniden kusur belirlemesi yapılmasına da imkân tanımayacaktır. Nitekim benzer husus 22.01.1988 gün ve 5/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar gerekçesinde “…Sözü edilen olaylar boşanmaya yol açabildiği halde kişisel menfaatleri ağır bir biçimde haleldar etmeyebilir. Hâkimin değerlendireceği husus o olayların boşanmayı gerektirip gerektirmeyeceği hususu elbette değildir; bu yön boşanma ilamı ile artık kesinleşmiştir…” şeklinde açıklanmıştır.

28. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların Ankara 7. Aile Mahkemesinin 28.12.2010 tarihli ve 2009/1326 E., 2010/1751 K. sayılı kararı ile boşanmış olup, anılan kararda tarafların kusur durumları tartışılarak boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eş tam kusurlu kabul edilmiştir. Yukarıda da açıkça vurgulandığı üzere; aynı taraflar arasında, aynı hukukî ilişkinin temelini oluşturan sebebe dayalı olarak açılan ve sonuçlanan “kesin hüküm nedeniyle oluşan kesin delilin” tarafları ve hâkimi bağladığı, artık kesin delil ile kanıtlanan olayların hukuksal açıdan doğru olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, hâkimin kesin delilleri takdir yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla hâkimin boşanmaya sebep olan olaylar yönünden yeniden bir kusur belirlemesi yapamayacağı açıktır. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin; tarafların boşanmalarına ilişkin kararda belirlenen kusurlu davranışlar bir kenara bırakılarak yeniden kusur belirlemesi yapılması hatalı olduğu gibi, bu hatalı kusur belirlemesine bağlı kalınarak tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle erkek eş yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi doğru değildir.

29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; eldeki davanın, kadının açtığı boşanma davasından sonraki bir tarihte gerçekleşen kusurlu davranışlar nedeniyle erkek eş tarafından açılan ayrı bir boşanma davası olduğu, davaların birleştirilmesine karar verilmemesi nedeniyle tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışlarının birlikte değerlendirilemediği, dolayısıyla boşanma kararının kesinleşmiş olmasının, davacının TMK’nın 174. maddesine göre ileri sürdüğü tazminat haklarına engel bir durum yaratmayacağı, direnme karar gerekçesinin isabetli olduğu, ancak tazminatların miktarlarının Özel Daire tarafından incelenmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

30. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

I- Davacı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan oy birliği ile REDDİNE (IIIA),

II- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince oy çokluğu ile BOZULMASINA (III-B), İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.11.2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Dava, 10.12.2010 tarihinde açılmış olup ıslah dilekçesinde ileri sürülen boşanma nedenine göre TMK 163. maddesine dayalı haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davasıdır.

Davalının TMK 166. maddesine dayalı açtığı boşanma davası 02.10.2009 tarihinde açılmış ve 28.12.2010 tarihinde tarafların boşanmalarına, velâyete, iştirak nafakasına, kadın yararına yoksulluk nafakası ve maddi- manevi tazminata hükmedilmiş, 24.09.2012 tarihinde Yargıtay aşamasından geçerek kesinleşmiştir.

Eldeki dava, davalı eşin açtığı boşanma davası derdestken açılmış olup, birleştirilerek yargılama yapılması ve kusur durumunun da her iki dava yönünden delil toplanarak değerlendirilmesi gerekirken, birleştirilmemiş, diğer davada boşanmaya ve sonuçlarına karar verilmiş, karar kesinleşmiştir. Bu davada, davacı erkek, kadının açtığı boşanma davasından sonra, dava derdestken davalı eşin evlilik birliğine rağmen sadakatsiz davrandığı iddiasıyla boşanma ve tazminat talebinde bulunmuştur. Bu davada delilleri değerlendiren mahkemece, diğer boşanma davasında verilen boşanma kararı kesinleştiğinden boşanma davasının ve velâyet talebinin konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

Boşanma hükmünün kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Diğer dava sonucunda boşanmaya karar verilmekle, artık bu davada boşanma talebinin konusu kalmamıştır. Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık, kesinleşen boşanma davasında belirlenen kusurun o dava derdestken ve o dava tarihinden sonra gerçekleştiği iddia edilen başka nedene bağlı olarak açılan bu davada kusur değerlendirmesi yapılmasını önleyip önlemeyeceği ve davacı yararına tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Dava, TMK’nın 163. maddesine ve davalı eşin açtığı boşanma davasından sonra gerçekleştiği ileri sürülen nedene dayalı olarak açıldığına göre, davalar birleştirilseydi bu davadaki iddialara ilişkin deliller de toplanıp değerlendirilerek tarafların kusur durumu, boşanma nedenleri ve boşanmanın sonucu olan maddi- manevi tazminat talepleri değerlendirilecekti. Birleştirme usuli işlemi yapılmamış, önce açılan ve başka nedene dayalı boşanma davasında karar verilmiş, o dava kapsamındaki olaylar değerlendirilerek kusur belirlenmiştir.

TMK 185. maddesi, evliliğin genel hükümleri bölümünde düzenlenmiş ve eşlerin evlilik birliğinde birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda oldukları belirtilmiştir. Davalı eşin açtığı boşanma davası henüz boşanma kararı ile neticelenip karar kesinleşmedikçe evlilik birliği ve sadakat yükümlülüğü devam etmektedir. Bu dava, davalının MK 166. maddesine dayalı açtığı boşanma davasından sonra davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasıyla ve ilk dava derdestken açıldığına göre, boşanma kararı verilip kesinleşmesiyle bu davadaki boşanma talebi konusuz kalmış ise de, davacı eşin TMK 163. maddeye dayalı açtığı boşanma davasında talep ettiği maddimanevi tazminat taleplerinin incelenmesine, kusur değerlendirilmesi yapılmasına engel değildir. Önce açılan davadan sonra gerçekleşen davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasıyla açılan bu davadaki maddi vakıalar önceki davada değerlendirilmemiş olduğundan o davada belirlenen kusur durumu, ilk dava tarihinden sonra oluştuğu iddia edilen maddi vakıalar bakımından kesinleşmiştir denilemez. Kusur belirlemesinin kesinleşmesi ancak aynı maddi vakıaların değerlendirildiği veya önceki dava tarihine kadar gerçekleştiği iddia edilen vakıalara dayalı boşanma ve tazminat talepleri hakkındadır. Eldeki davada bu durum söz konusu olmayıp, önceki kusur tartışması ve belirlemesi aynı döneme ilişkin vakıalara dair kusur belirlemesi değildir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 2017/2- 2291 E., 2020/845 K. sayılı ilamına konu davada, aynı dava sebebine dayalı olarak ve ayrılığın gerçekleşmesinden önceki vakıalara dayalı olarak açılan dava sonuçlanmış, sonuçlanan davadaki kusur belirlemesi diğer eşin açtığı boşanma davasında nazara alınmıştır. 1986/5 Esas- 988/1 Karar sayılı 22.01.1988 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra dahi kabahatsiz eşin, boşanmaya neden olan olaylara dayanarak Medeni Kanunun 143/2. maddesi uyarınca manevi tazminat davası açabileceğine ilişkin olup, bu dava boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra ve boşanma hükmünün verildiği davadaki nedenlerle açılan tazminat davası olmadığından belirtilen içtihadı birleştirme kararının da bu davada uygulanması söz konusu değildir.

TMK 174. maddesinde boşanmada maddi- manevi tazminat düzenlenmiş olup, boşanma kararına neden olan olaylar yüzünden ve boşanma nedeniyle maddi menfaatleri zedelenen, kişilik hakları saldırıya uğrayan eşler için maddi- manevi tazminata hükmedilmesinde kusur durumunu belirtmiştir. Davalının açtığı, boşanma kararı ve lehine maddi- manevi tazminatla sonuçlanıp kesinleşen davada ileri sürülen nedenlere göre yargılama yapılıp kusur durumu belirlenmiş, bu davada, ilk boşanma davasından sonra evlilik birliği sürerken gerçekleştiği iddia edilen olaylar değerlendirilmediği için, bu davada ileri sürülen maddi vakıalar ve tazminat talebi bakımından önceki davadaki kusur belirlemesinin kesin hüküm oluşturduğu, bu davada ileri sürülen boşanma nedeninin, boşanmaya neden olan olay olmadığından nazara alınamayacağına dair Özel Daire bozmasına katılmak mümkün olmamıştır.

TMK 174. maddesindeki “boşanmaya sebep olan olaylar”dan maksat, bir davada yargılaması yapılıp neticeye varmada mahkemenin kabul ettiği boşanma sebepleridir. Bu dava ayrı bir boşanma davası olup, evlilik birliği devam ederken ve ilk boşanma davasından sonra gerçekleşen maddi vakıa iddiasıyla, farklı nedene dayalı açılmış olmakla, birleştirme olsaydı eldeki davanın da delilleri toplanacak ve kusur durumu belirlenecekti. Bu davadaki TMK 174. maddesindeki “boşanmaya sebep olan olaylar”dan maksat, bir davada yargılaması yapılıp neticeye varmada mahkemenin kabul ettiği boşanma sebepleridir. Bu dava ayrı bir boşanma davası olup, evlilik birliği devam ederken ve ilk boşanma davasından sonra gerçekleşen maddi vakıa iddiasıyla, farklı nedene dayalı açılmış olmakla, birleştirme olsaydı eldeki davanın da delilleri toplanacak ve kusur durumu belirlenecekti. Bu davadaki talebinin, diğer davada boşanma kararı verilip kesinleşmesi nedeniyle konusu kalmaması, tazminat talepleri bakımından diğer dosyadaki delillerle birlikte değerlendirilerek kusur belirlemesine ve davacının da TMK 174. maddesine göre bu dava boşanma ile sonuçlansaydı boşanmaya neden olan olaylar nedeniyle tazminat hakkı bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılmasına engel değildir.

Açıklanan gerekçelerle, direnme kararı uygun olup, kusur belirlemesi ve tazminat talebi ile tazminat miktarı Özel Dairece incelenmediğinden bu hususların incelenmesi için dosyanın Daireye gönderilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyoruz.

Whatsapp Aç
Whatsapp mesajı atabilrsiniz.
Merhaba, Size nasıl yardımcı olabiliriz?